II. ABDÜLHAMİD DÖNEMİNDE DİYARBEKİR

II. ABDÜLHAMİD DÖNEMİNDE DİYARBEKİR VİLAYETİ’NDE AÇILAN YETİMHANELER VE VALİ MEHMED HALİD BEY’İN VİLAYETTE MİSYONERLİĞİ ÖNLEME ÇABALARI
  • Cihat Özgen Cihat Özgen

Osmanlı devletinde Müslüman yetimhanelerinin yanı sıra,

gayrimüslim yetimhaneleri de mevcuttu. Tanzimat döneminde yayımlanan

fermanlarda gayrimüslim yetimlerin haklarının korunması ile ilgili hükümler

vardı. Bunlar arasında, 1841 tarihli bir fermanda Rum yetim çocuklarının

mallarının kilise tarafından telef edilmemesi amacıyla kilise hesaplarının

kontrol edilmesini isteyen bir ferman dikkat çekicidir. Ayrıca başka bir

fermanda da Ermeni yetim ve fakirlerinin İncil okuma ve öğrenmeleri için

dışarıdan her hangi bir müdahale yapılmaması emredilmiştir.

Osmanlı toplumu içerisinde her türlü cemaat ve millet kendi

yetimlerine ve düşkünlerine önce vakıflar, 19. yüzyılın ortalarından itibaren de

kurulan mektep ve yetimhane gibi müesseseler aracılığıyla sahip çıkmaya

çalışıyordu. Toplumdaki yetimler ve bunlara sahip çıkılma düşüncesi, 19.

yüzyılın sonlarına doğru her zamankinden daha fazla önem kazanmaya

başladı. Bunun sebebi, Osmanlı Devletine her fırsatta müdahale imkânlarını

arayan Avrupa Devletlerinin, Osmanlı içine atmaya çalıştıkları ayrılıkçı

tohumlardı. Bunun için özellikle kendilerine yakın buldukları gayrimüslim, az

da olsa Müslüman çocukları zemin olarak görmüşlerdi. 1890’lardan itibaren

Osmanlı coğrafyasında Ermeni tedhiş eylemlerinin artması üzerine binlerce

Ermeni yetimi, iç meselelerin uluslar arası politika malzemesi haline

gelmesinde ve Osmanlı Devleti üzerindeki dış baskının artmasında bir araç

olma tehlikesiyle yüz yüze geldi. Yapılan davranışlarla onlara sahip çıkılıp,

ihtiyaçları gideriliyor gibi gösteriliyordu. Ancak gerçekte kendi emelleri için

daha sonra kullanılmak üzere eleman yetiştiriyorlardı. Misyonerler bu işte o

kadar ileri gitmişlerdi ki, Anadolu’da sokaklarda Ermeni çocuklarını tutup,

başlangıçta evlerinde daha sonra da izin aldıkları ölçüde açtıkları okul ve

yetimhanelerde topluyorlardı. Gerçekte onlara yardım konusunda iyi niyetli

olmadıkları, her misyonerin topladığı çocukları kendi mezhebine kazandırma

girişiminden anlaşılıyordu. Böylece her misyoner kendi cemaatini oluşturarak

nüfuz alanlarını ve isteklerini gerçekleştirecek zümreler oluşturuyordu.3

Görüldüğü gibi, Hıristiyan misyonerlerinin, nüfuzlarını arttırmak için

el attıkları faâliyet sahalarından biri de yetimlerle yakından ilgilenmek ve

onların beslenip eğitildiği yetimhaneler açmaktır.

4

Bu nedenle, Osmanlı

ülkesinin birçok vilayetinde bazı yabancı devletler ve onların himayesindeki

azınlık grupları tarafından misyonerlik5

amaçlı bir takım yetimhanelerin

açılmasına teşebbüs edilmiştir. Bu tür müesseselerin ruhsatsız olarak açılması

kanunlara aykırı olmasına rağmen buna dikkat edilmemiştir.

 

Yetimhanelerin açıldığı vilayetlerin başında Diyarbekir gelmektedir.

Diyarbekir vilayetinde, Ermenilerin yanı sıra, Amerika, İngiltere ve Almanya

gibi yabancı devletlerin desteğiyle bazı yetimhaneler açılmıştır. Ancak,

Diyarbakır’da açılan yetimhanelerin hemen hemen tamamı Ermeni yetimlerini

barındırmakta ve onlara hitap etmekteydi. Bu yetimhanelerin sayısı tam olarak

bilinmemektedir. Çünkü hem misyonerler ve hem de onların desteğini alan

yerli Hıristiyan halk gizli yetimhaneler açabilmektedir. Bu nedenle, burada

daha çok arşiv kayıtlarına geçen yetimhaneler üzerinde durulacaktır.

  1. Ermeni Yetimhaneleri

Ermeni yetimleri, başlangıçta kendi kiliseleri aracılığıyla, daha

sonraları da yine kilisenin kontrolünde ve dini kurumlarının yakınlarında inşa

ve tahsis edilen yetimhanelerde koruma altına alınıyorlardı. Mesela, Ermeni

patrikhanesi, Dersaadet Ermeni Eytamhanesine yetiştirilmek üzere muhtelif

şehirlerden Ermeni yetimlerinin İstanbul’a getirilmesi için müsaade istedi.

Buna göre; İstanbul’a götürülecek olan yetim sayısı 345 olup, bunlardan 20’si

Trabzon, 15’i Malatya, 5’i Sis, 5’i Bitlis, 10’u Sason, 25’i Eğin, 5’i Antep,

25’i Bayburt, 20’si Gürün, 10’u Van, 25’i Urfa, 40’ı Mamuretülaziz, 20’si

Sivas, 35’i Arapkir, 5’i Hısn-ı Mansur(Adıyaman), 15’i Erzincan, 10’u Kilis

ve 25’i Diyarbekir, 20’si Palu, 10’u Çüngüş kasaba ve köylerinden

istenilecekti. Bu istekleri dikkate alan Meclis-i Hass-ı Vükelâ, sözü edilen

yetimlerin harcama ve iaşeleri yaşadıkları yerlerde sağlanamadığından

Patrikhane tarafından yetimhaneye ve sair yerlere bırakılmalarına; iaşe ve

güzel terbiye edilmelerine itina edilmek üzere farklı şekillerde İstanbul’a

götürülmelerine 11 Ağustos 1897 tarihinde müsaade etti.

6

Ermeni yetim ve fakirlerine yardım konusunda Patrikhane ile Osmanlı

Hükümeti sürekli irtibat halinde idi. Her türlü tedbir ortaklaşa alınıyordu. 26

Kasım 1904’te Ermeni Patriği tarafından Padişaha gönderilen bir yazıda,

yapılan yardımların yerine ulaştığı ve bütün bu yardım ve iyi niyetlerine

karşılık patriğin teşekkür dilekleri bildiriliyordu. Muhtaç Ermeni vatandaşlara

yapılan yardımlar Hazine-i Hassa’dan aktarılan paralarla yapılıyordu. Ayrıca,

söz konusu yetim ve muhtaçlar için yapılan ayni ve nakdi yardımlar zaman

zaman alınan kararlarla artırılıyor ve fiziki şartların daha da iyileştirilmesi için

çalışmalar yapılıyordu. Osmanlı Devleti’nin yaptığı bu yardımların ardından

yabancı misyonerlerin müdahalesi oldu ve rekabet ortamı başladı.7

  1. Habab Ermeni Yetimhanesi

Bu yetimhane, Palu kazasına bağlı Habab köyünde bulunan Meryem

Ana Manastırı içinde, doğrudan Ermeni Patrikhanesi tarafından tesis

edilmiştir. Sözü edilen manastır, kaza merkezine 2,5 saat ve Habab köyüne 20

dakikalık bir mesafede havadar ve yüksek bir yerde olup, bir hayli geniştir.

Tek bir ev olarak tesis edilen manastırın içindeki farklı odalarda yeme ve

içmeyi azaltarak nefsini terbiye etmekle meşgul olan birçok papaz bulunduğu

halde, zamanla hem iç kısımları harap olmuş, hem de söz konusu ayinlerin

icrasında zorluklar ortaya çıkarak terk edilecek bir düzeye gelmiştir. Fakat söz

konusu manastır, Ermeni cemaati için çok önemli olduğundan dolayı, 1895

olaylarından8

sonra patrikhane tarafından tamir edilerek yedi oda tesis

edilmiştir. Tam olarak canlı tutulmak maksadıyla, daha sonra mahalli

hükümetin haberi olmaksızın yeni birçok Ermeni çocuğu buraya toplattırılarak

aylık 12 lira ile iaşelerinin karşılanmasına ve papaz vasıtasıyla eğitilmelerine

teşebbüs edilmiştir. Bu amaçla odalar yeniden düzenlenerek yemekhane,

yatakhane ve dershaneler birbirinden ayrılmış ve kapılarının üzerine pusûlalar

asılarak adeta okul haline dönüştürülmüştür. Ancak, açılan yetimhanede

ruhsatsız olarak eğitime devam edildiğinden, görünen lüzum üzerine

Ağustos/Eylül 1899 tarihinde mahalli hükümet vasıtasıyla, sözü edilen okul

tatil edilmiştir. Yetim çocuklar kasabaya getirtilerek, patrikhane’den

verilmekte olduğu beyan edilen 12 lirayla Ermeni ileri gelenlerinin evlerinde

ayrı ayrı iaşelerinin temini yoluna gidilmiştir.

Bu hadiseyi müteakiben Ermeni patrikhanesi, Maden Ermeni Piskopos

vekiline 17/30 Ekim 1899 tarihli iki telgraf göndererek, Ermeni yetimlerinin

sağda solda perişan olmaması için manastıra toplattırılmalarını istemiş ve buna

Osmanlı hükümetinin müsaade ettiğini ifade etmiştir.

Bunun üzerine harekete geçen Palu Ermeni Piskoposu, sözü edilen

yetimhaneye alacakları çocukların velilerinden muvafakat alarak; isim ve

şöhretlerini, doğum yerlerini ve geçici olarak barındıkları yerleri ihtiva eden

bir defter hazırlamıştır. Bu defterde 25 çocuğun ismi kayıtlıdır.

Konu hakkında detaylı bilgi veren Palu Kaymakamlığına göre; 1895

yılındaki karışıklıklar esnasında vefat eden Ermenilere mensup yetimlerin,

mahalli hükümetin teftiş ve kontrolünden uzak bir şekilde, özellikle ibtidaî

mekteblerin olmaması hasebiyle, yetimhaneye bağlanması ve Habab köyüne

20 dakikalık mesafede olan açık bir alanda bir papazın kötü terbiyesine emanet

edilmesi uygun değildir. Ayrıca eğitimin en yoğun olduğu kış mevsiminde, adı

geçen manastırın dört bir tarafı açık olan odalarında çocukların barınması

veyahut hastalıklardan muhafazası zordur.

Yine kaymakamlığa göre, ister eğitimden vazgeçilerek yalnız bir

imaret halinde bırakılsın, isterse eğitim dahi ilave edilsin, böyle karışıklık

yüzünden himayeye muhtaç kalan yetimler için yapılacak bir dairenin

hükümetin emniyet ve itimadına hazır bulunması icab ettiği cihetle kasabadan

başka bir yerde tesisine izin verilmesi maslahata muvafık değildir. Ayrıca,

çocukların tamamı şimdi kasaba içinde olup, zikredilen tahsisattan ve eğitim

nimetinden faydalanmakta olduklarına nazaran artık bunların toplattırılarak

dikkat çekecek bir şekilde iaşelerine bakılmasına dahi hiçbir hakiki gerekçe

yoktur. Bir de yetimhanenin başlangıçta manastır içinde yetimlerin geçim yeri

şeklinde yaptırılarak mahalli hükümete haber verilmemesi ve sıbyan mektebi

bulunmadığı bahanesiyle yetimlerin sonradan eğitime başlattırılması hükümete

karşı olan güvensizliği ifade etmektedir.9

Kaymakamlığın bu düşüncesini dikkate alan Vali Halid Bey10, Habab

manastırında böyle bir mekteb inşâsı için ruhsat verildiğine dair bir kayda

ulaşılmadığının mahalli Ermeni Piskoposuna tebliğini ve bundan sonra da

müsaade edilmemesi gerektiğini hem Maden mutasarrıflığına, hem de Maârif

Nezareti’ne bildirmiştir.11

 

  1. Amerikan Yetimhaneleri

1850’den itibaren Diyarbekir’e yerleşmeye çalışan Amerikan

misyonerleri, Anadolu genelinde olduğu gibi Diyarbekir’de de temel olarak

sundukları eğitim etkinlikleriyle bölgede tutunabilmenin yolunu kendilerine

açmışlardı.

12 Bu etkinlikler genelde bütün azınlıklara ve özelde Ermeni

çocuklarına yönelikti. Diğer misyoner gurupları gibi Amerikan misyonerleri

de 1890’lı yıllardan itibaren hedef kitle olarak Ermeni yetimlerini seçmişlerdi.

Bu amaçla hem vilayet merkezinde, hem de Çüngüş ve Palu kazalarında

Ermeni yetimlerinin barınacağı ve eğitileceği yetimhaneler inşa etmişlerdir.

İstanbul’da bulunan İngiltere elçiliğine göre; Diyarbekir şehir merkezi

ile Çüngüş nahiyesi ve Palu kazasında açılan yetimhaneler Amerika, İsviçre ve

özellikle de İngiltere’de gayret ve merhamet sahibi olan kişilerden toplanılan

yardım paralarıyla idare olunmaktadır. Yardımlardan oluşan meblağ, yıllardan

beri Anadolu tarafında ikamet etmekte olduklarından ahalinin ihtiyaçlarına

her suretle vakıf olan, insaniyet adına istisnasız olarak fakir ve muhtaçlara

yardım etmek hususunda en çok münasip görünen Amerika misyonerlerine

gönderilerek, onların marifetiyle dağıtılmaktadır.

Elçiliğin iddiasına göre, her ne kadar bu müesseselere yetimhane adı

verilmekte ise de, gerçekte içinde ikamet ettirilen çocuklar orada yalnız

geceleri barınmakta ve beslenmekte olduklarına; eğitimlerini de mahalli

mekteplerinde gördüklerine nazaran, sözü edilen müesseselere mesken denilse

daha doğru olur. Ancak, söz konusu merkezlerde yapılan icraatlar dikkate

alındığında birer misyoner okulu gibi çalıştıkları aşikardır.

İngiltere elçiliğinin başka bir iddiasına göre, Mamuretülaziz vilayeti

dahilinde bulunan ve bugün Amerika misyonerlerinin nezareti altında idare

edilmekte olan yetimhanelere mahalli hükümet memurları tarafından asla

müdahale olunmamaktadır. Bu emsale ve Babıâli tarafından İngiltere elçisine

resmen verilen teminata istinaden Diyarbekir, Çüngüş ve Palu’daki

yetimhanelerin tekrar açılmasına müsaade edilmesi, Sadaret’ten ısrarla talep

edilmektedir.13

İngiltere elçiliğinin verdiği bilgileri ve talepleri dikkate alan Babıâli,

Diyarbekir vilayetine 29 Ağustos 1899 tarihli bir telgraf gönderdi. Bu

telgrafta; İngiltere elçiliğinin yukarıda sözü edilen iddialarının doğru olup

olmadığı hususunda detaylı bilgi verilmesi talep edildi. Ayrıca, Diyarbekir’de

inşâsına başlanan sanayi mektebinin14 bir an evvel bitirilerek oraya ve eğer

uzayacaksa geçici olarak münasip bir ev tutulmak suretiyle buraya anasız,

babasız ve kimsesiz çocukların konulup, Belediye gelirinden ve sair

yardımlardan beslenerek aç bırakılmamaları belirtildi. Bu suretle, elçiliğin

itirazlarına, ısrarlı ve rahatsız edici şikâyetlerine son verilmesi istendi.15

Diyarbekir vilayeti sınırları içinde açılan ve hakkında detaylı bilgiler

edindiğimiz başlıca Amerikan yetimhaneleri şunlardır:

  1. Diyarbekir Merkez Amerikan Yetimhaneleri

Diyarbekir’de ikamet eden Amerikan tebaasının hükümetten izin

almadan yetimhane yapılmak üzere iki ev kiralayarak, orada bulunan Protestan

muallimleri vasıtasıyla Ermeni çocuklarını talim ve terbiye ettirmekte

oldukları, Hariciye Nezareti’nin 26 Aralık 1881 tarihli tezkiresinde ifade

edildi. Ancak, Amerikan elçiliği, Diyarbekir’de Amerikalı muallim

bulunmadığını, yalnız bazı kişilerce verilen yardımlar sayesinde iki ev

kiralandığını ve buralarda bazı yetimlerin barındırıldığını, fakat eğitim-öğretim

yapılmadığını belirtti

Ancak, Diyarbekir Valisi Halid Bey, şehri dolaştığı esnada,

Amerikalıların maddi desteği ve Diyarbekir İngiltere Baş Konsolosunun yol

göstermesiyle iki ev kiralanarak Ermeni ve Protestan çocuklarından erkek ve

kız 61 yetimin buralarda beslendiğini ve Protestan cemaati mektep muallimleri

vasıtasıyla eğitilmekte olduklarını haber aldı. Yapılan araştırma sonucunda bu

durumdan Diyarbekir Ermeni Piskoposunun haberdar olduğu ve Ermeni

yetimlerinden 44 çocuğun da Ermeni Patrikhanesinin 17 Mart 1897 tarihli

talimatı doğrultusunda dilleri ve mezhepleri muhafaza edilmek şartıyla,

iaşeleri temin edilmek üzere yetimhaneye teslim edildiği tespit edildi. Fakat bu

gibi mekânların ruhsatsız olarak tesis ve açılışı kanunlara aykırı olduğu gibi,

siyaseten dahi zararlı neticeleri görüldüğünden durum derhal 28 Ekim 1897

tarihli telgrafla Dahiliye Nezaretine bildirildi. Ne yazık ki, söz konusu hadise

hem Adliye ve Mezahib Nezareti’ne, hem de Sadarete intikal ettirilmesine

rağmen, Vilayetçe alınacak tedbirler hususunda herhangi bir cevap

alınamadı.17

Diyarbekir Maârif Müdürlüğünden Vilayete hitaben yazılan 5 Mart

1898 tarihli resmi yazıda; Gayrimüslim mekteplerinin teftişi sırasında,

Protestan cemaatine mensup mektepte üniformalı 60 kadar talebe bulunduğu;

bu durum mektep muallimlerine sorulduğunda ise, sözü edilen talebelerin

yetim oldukları ve kendilerine giyim yardımı yapıldığı ifade edildi. Ancak,

dışarıdan yapılan araştırmaya göre, bunların 80 çocuktan ibaret olup, İngiliz

Konsolosu tarafından giydirildiği, besletildiği ve hususi bir yerde iskân ile

gündüzleri de mektebe gönderildiği anlaşıldı.

18 Polis baş komiseri tarafından

yapılan araştırmalarda ise, sözü edilen yetimlerin tahminen 50 neferden ibaret

olup, İngiliz Konsolosu tarafından özel bir evde iaşelerinin karşılandığı;

elbiselerinin hiçbir tarafında kesinlikle mektep nişanı ve saire gibi bir şey

olmadığı; bundan başka 45 kadar da yetim kız çocuğunun diğer bir evde

ikamet ettirilip tek tip elbise giydirildiği ve bunların elbisesinde de herhangi

bir işaret bulunmadığı ortaya çıktı.19 Bunun üzerine, durum tekrar Dahiliye

Nezaretine bildirildi ve Sadaret’ten alınan cevapta, yabancılar tarafından

inşâsına teşebbüs edilen bu gibi mekanların ruhsatsız olarak tesisine müsaade

edilmemesi ve icab edenlere tebligat yapılması gerektiği belirtildi.20

Görüldüğü gibi, bir taraftan Osmanlı devlet yetkilileri arasındaki

yazışmalar devam edip, Vilayet memurları araştırma ve incelemelerini

sürdürürken; diğer taraftan misyonerler faâliyetlerini gittikçe arttırmaktaydı.

Bu husus, Diyarbekir Vilayeti’nden gönderilen 25 Mayıs 1898 tarihli telgrafta

şöyle ifade edilmiştir:

Yetimhanelerdeki Ermeni ve Protestan çocuklar şimdiye kadar

gündüzleri Protestan mektebine devam ettikleri halde, bir iki haftadan beri

mektebe dahi devam etmedikleri; şimdilik yetimhanelerde eğitildiklerine dair

bir eser yok ise de, Protestan mektebi son sınıf talebesinden yetimhanede

bulundurulmakta olan hizmetçiyi orada kalan çocukların Ermenice muallim

manasında olan “Vartabet” diye çağırmakta oldukları yapılan gizli

araştırmalardan anlaşılmıştır.21

Babıâli tarafından, söz konusu yetimhanelerle ilgili, İngiltere

elçiliğinden talep edilen izahat yukarıdaki bilgileri fazlasıyla doğrulamaktadır.

Çünkü Diyarbekir Valisi Halid Bey’in emriyle kapatıldığı iddia edilen ve rahip

Andonyan’ın idaresinde olan biri 79 erkek ve diğeri 76 kız çocuklarını

barındıran iki yetimhanenin mevcut olduğu; bu yetimhanelerin her birinde

birer kadının kocasıyla beraber çocuklarla yakından ilgilendiği bizzat İngiltere

elçiliği tarafından ifade edilmiştir.22

 

 

  1. Çüngüş ve Palu Amerikan Yetimhaneleri

Bu yetimhaneler, misyonerlerin marifetiyle, Diyarbekir vilayeti

dahilinde bulunan Çüngüş nahiyesi ile Palu kazasında kimsesiz kalan Ermeni

çocuklarının iaşe ve eğitimlerini sağlamak maksadıyla tesis edilmiştir.

Buralara yapılacak yardımlara şimdilik engel olunmaması gerektiği

Dâhiliye Nezareti tarafından vilayete daha önce bildirilmiştir. Fakat

Anadolu’da misyonerler tarafından icra edilmekte olan eğitim vb. çalışmalar

devam ettiği takdirde yerli halkın ahlak ve fikrinin bozularak sonradan

milliyetlerini kaybedecekleri çok iyi bilinmektedir. Bu nedenle, Anadolu’nun

münasip bir yerinde hükümetçe bir yetimhane inşâ edilmek suretiyle oraya her

sınıf halktan yetimlerin kabul edilmesi; bunların milliyetlerini muhafaza ve

ahlaklarını düzeltmeye yarayacak kitapların öğretim programlarına konulması

durumunda, misyonerler ile sair yabancılar tarafından tesis edilecek terbiye

yerlerine gerek kalmayacağı 30 Nisan 1899 tarihli hususi tezkirede Padişah

tarafından beyan edilmiştir. Meclis-i Mahsus-ı Vükelâ da bu doğrultuda karar

alarak, misyonerlerin istedikleri gibi terbiye yerleri açmalarına ve izinsiz

talebe toplamalarına müsaade edilmemesi gerektiğini bildirmiştir.

Vilayet idaresinin nasihatleri üzerine, Çüngüş ve Palu’daki

yetimhanelerde bulunan çocuklar iade edilmiş ve sözü edilen yetimhaneler

doğal olarak kapanma noktasına gelmiştir.

23 Ancak, İngiltere elçiliği, bu

yetimhanelerin Vali Halid Bey’in emriyle kapatıldığını iddia etmiş ve söz

konusu yetimhaneler hakkında şu detaylı bilgileri aktarmıştır:

Çüngüş’te rahip Ablahadyan, Mardirus Ataryan ve Bedros Papaciyan

adlı kişilerin idaresinde biri 34 erkek ve diğeri 35 kız çocuklarını barındıran iki

yetimhane mevcut olup, gündelik bunların her birinde birer kadın kocasıyla

birlikte çocuklarla yakından ilgilenmekte ve bakıcılık vazifesini ifa etmektedir.

Palu’da ise, rahip Semyunyan ile Keyfurek Koraciyan adlı kişilerin

idaresinde 30 erkek çocuğu barındıran bir yetimhane mevcut olup, Ağob

Koraciyan isimli bir şahıs bu çocuklarla ilgilenmekte ve bakıcılık

yapmaktadır.24

 

 

  1. Alman Yetimhaneleri

Avrupalı büyük devletler 17. ve 18. yüzyıllardan itibaren Doğu ve

Güneydoğu ile yakından ilgilenmeye başlamalarına rağmen, uzun yıllar

Almanya’nın bu tür faaliyetlerine pek rastlanılmamıştır. Bunda, Almanya’nın

siyasi birliğini 1870’li yıllarda tamamlayarak sömürgecilik ve misyonerlik

faaliyetlerine geç başlaması ve Osmanlı Devleti ile olan olumlu ilişkileri etkili

olmuştur. Ancak, 19.yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde, diğer bazı Avrupalı

devletler gibi, Almanlar da Diyarbekir vilayetindeki Ermeni yetimlerini

keşfederek, yardım adı altında onlar için yetimhaneler açmaya başlamış ve

buralarda misyonerlik faaliyetlerine girişmişlerdir. Açılan yetimhanelere, fazla

dikkat çekmemek için, Ermenilerin yanı sıra Süryani, Keldani vs. yetimleri de

alınmıştır.

 

  1. Diyarbekir Alman Yetimhanesi

Arşiv kaynaklarından elde edilen bilgilere göre, Diyarbekir vilayet

merkezinde, hakkında bazı detaylı bilgiler edindiğimiz bir Alman yetimhanesi

açılmıştır. Bu yetimhanenin açılış gayesiyle ilgili olarak Almanya elçiliği

tarafından Dâhiliye Nezaretine hitaben yazılan 23 Ocak 1899 tarihli yazıda

şu ifadelere yer verilmiştir:

Almanya devleti tebaasından Povıl Baniş adında bir kişi, Almanya’da

din ve mezhep farkı gözetmeden kimsesiz çocukların durumlarını iyileştirme

insani maksadıyla teşekkül eden bir hayır cemiyeti adına, Diyarbekir şehrinde

en fakir çocuklardan 90 kadarının iaşe, giyim ve terbiyelerinin ikmali için

bunları münasip bir yere yerleştirmek arzusundadır. Bu niyetinin bazı

zorluklarla engellenmemesi için Dahiliye Nezareti’nin, Diyarbekir vilayetine

emir vermesi talep edilmektedir.25

 

Almanya elçiliğinin isteği doğrultusunda, Diyarbekir merkezinde

ruhsatsız olarak açılan bu yetimhanenin idaresi Almanya’dan gelen yardım

paralarıyla sağlanmıştır. 1 Haziran 1899 tarihli telgrafta ifade edildiğine göre,

sözü edilen yetimhanenin müdürü Kirkor ile tercümanı Tomas hapsedilmiş ve

buradaki çocuklar dağıtılmıştır. Bunun en önemli nedeni, adı geçen şahısların

misyoner Yahonnes ile birlikte başta Diyarbekir merkez olmak üzere, Palu ve

Çüngüş taraflarında hükümetten izin almadan evlerine kimsesiz Ermeni

çocukları toplayıp nasihat ederek onları mezhep değiştirmeye zorlamalarıdır.

26

Vilayet merkezindeki Alman yetimhanesinin kapatılması ve bağlı

kazalardaki faâliyetlerinin engellenmesi üzerine, Almanya elçiliği harekete

geçerek, Osmanlı hükümetini sıkıştırmak için yeni bir iddia ortaya atmıştır.

Buna göre, İngiltereliler tarafından açılan yetimhanelere bir şey denilmezken,

Almanyalıların açtıkları yetimhaneler kapattırılmaktadır. Bu iddialara cevap

veren Halid Bey, Sadarete gönderdiği 24 Haziran 1899 tarihli telgrafta şu

ifadelere yer vermiştir:

Esasen İngiltereli iken kendisine Almanyalı sıfatını veren Muallim

Pastör Baehnisch (Bahens)’in, vilayet merkezinde bir ev kiralayarak buraya

izinsiz olarak 70 kadar çocuk topladığı 1898 yılı sonlarında haber alınmıştır.

Yapılan uyarılar sonucunda, Muallim Bahens evvelce topladığı çocukları

yerlerine iade etmiştir. Ancak, daha sonra 12 kadar çocuğu tekrar toplayarak

bir ev kiraladığı, içinde ne olduğunu kimseye göstermediği ve mektep haline

dönüştürmek istediği görülmüştür. Ayrıca, hükümetin resmi tebligatını

dinlemeyerek, gönderilen polisi kovmuş ve tahkire cesaret etmiştir. Yanına

aldığı çocukları anne ve babalarına göstermeyerek, onları mezhep

değiştirmeye zorladığı hususunda defalarca şikâyetler yapılmıştır. Sözü edilen

şahsın bu hal ve hareketleri 18 Haziran 1899 tarihli telgraf-namemle arz

edilmiştir.

İki sene önce, teftiş etmek üzere bağlı bölgelere gittiğimde, Diyarbekir

Protestan milleti piskopos vekili tarafından toplatılmış olan çocuklara

Harput’taki İngiltere misyonerleri tarafından yardım edildiği yapılan

araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Ancak, idareleri Devlet-i Âliye

tebaasından bulunan ve kötü hali görülmeyen Piskopos vekilinin uhdesinde

olduğundan ve hükümetin nazar-ı dikkatinden gizli kalmadıklarından dolayı,

Dâhiliye Nezareti’nden tebliğ edilen Sadaret’in emri gereği bunlara yardım

yapılmasına engel olunmamıştır. Fakat bu durum, Muallim Bahens’in,

Sadaret’in nezdinde caiz görülemeyeceği malum olan olumsuz hal ve

hareketlerine de müsaade edilmesi gerektiği anlamına gelmez.27

Halid Bey’in bu cevabından tatmin olmayan Sadaret, Diyarbekir

vilayetine gönderdiği 27 Haziran 1899 tarihli şifre ile, Almanya elçiliğine

susturucu bir cevap vermek için, vilayet dahilindeki İngiliz yetimhaneleri ve

buralarda ne kadar yetim barındırıldığı hususunda daha detaylı bilgi istemiştir.

Bunun üzerine Halid Bey tarafından gönderilen 28 Haziran ve 9 Temmuz

1899 tarihli iki telgrafta; gerek vilayet merkezinde ve gerekse bağlı bölgelerde

İngiliz yetimhanelerinin bulunmadığı; Almanya ve Amerika misyonerleri

 

tarafından Palu’da ve Çüngüş’te açılmış olup, içlerinde eğitim-öğretim

yapıldığı yedi ay önce Maden mutasarrıflığından bildirilen yetimhanelerdeki

çocukların dahi yapılan nasihatler sonucunda yerlerine iade edildikleri ifade

edilmiştir.

28

 

Diyarbekir Valisi Halid Bey’in, ruhsatsız açılan bu yetimhaneye ve

diğer misyonerlik faâliyetlerine müsaade etmemesi, Alman misyonerlerini

yeni arayışlara yöneltmiştir. Nitekim Almanya devleti tebaasından olup

Diyarbekir’de bulunan, Berlin Şirket-i Hayriye’si reisi Doktor Libos,

Diyarbekir’de bir yetimhane açmak için bu defa ruhsat talebinde bulunarak, bu

yetimhaneye toplayacağı çocukların isim, şöhret, doğum yeri ve ikametlerini

beyan eden bir defter takdim etmiştir. Bunun üzerine, sözü edilen çocukların

yetimhaneye girmelerine velilerinin rıza ve muvaffakiyetleri olup olmadığı,

hüviyet ve mahiyetleri hakkında Diyarbekir vilayet merkezi Polis Baş

komiserliği ve zabıta marifetiyle araştırma yapılmış ve çocukların durumunu

beyan eden geniş kapsamlı yeni bir defter hazırlanmıştır.(4 Ekim 1899). Bu

defterde; Diyarbekir’ deki Alman yetimhanesine alınacak çocukların isimleri,

cinsiyetleri, doğum yerleri, milliyetleri, yaşları, oturdukları mahalle veya

köyleri, birlikte kaldıkları birinci derecedeki akrabaları ve hayatta olan diğer

akrabalarının isimlerine yer verilmiştir.

Sözü edilen defterden anlaşıldığına göre, yetimhaneye getirilen

çocukların çoğu Ermeni olmakla birlikte, Süryani, Keldani, Protestan ve

Katolik Ermeniler de vardır. Yaşları 5 ile 12 arasında değişen çocukların

toplamı 94 olup, bunlardan 64’ünün yetimhaneye getirilmesine velilerinin

müsaadesi olmadığı; 30’unun veli muvaffakiyeti var ise de, bunların da

misyonerler tarafından para ile elde edildiği ve yardıma muhtaç olmadıkları

ortaya çıkmıştır. Ayrıca, bahsi geçen çocukların hemen hemen tamamının

birinci dereceden akrabaları ile birlikte oturdukları ve kimsesiz olmadıkları

netlik kazanmıştır.

29

Diyarbekir Valisi Halid Bey, misyonerlik faâliyetleri ile ilgili yapılan

bu araştırmaları değerlendirerek, Sadarete hitaben 16/18 Aralık 1899 tarihli iki

yazı göndermiştir. Her iki yazısında da; sözü edilen yetimhanenin açılmasına

ruhsat verilmemesi gerektiğini, ruhsat verildiği takdirde emsalinin çoğalarak

gurup gurup fesat mekteplerinin açılabileceğini ve zararın önü

alınamayacağını, misyonerlerin hiçbir yardıma muhtaç olmayan çocukları

mezhep değiştirmek maksadıyla topladığını, vilayetteki kimsesiz çocukların

yakında açılacak sanayi mektebine kaydedilerek iaşe ve terbiyelerinin temin

edileceğini ifade etmiştir.

30 Halid Bey’in bu düşünceleri Osmanlı hükümeti

tarafından da uygun görülerek, sözü edilen sanayi mektebinin bir an evvel

tamamlanması ve ruhsat için müracaat edenlere de ona göre münasip bir cevap

verilmesi kararlaştırılmıştır.

31

Vali Halid Bey’in vilayet dahilinde yabancı yetimhanelerin açılış ve

faaliyetlerinin engellenmesi yönündeki görüşü zaman zaman merkezi

hükümetçe dikkate alınmamasına rağmen, kendisi söz konusu kurumların

açılışını ve zararlı faaliyetlerini engelleme hususundaki iddiasından

vazgeçmemiştir. Mesela, Londra’da neşr olunan “Rilitelgraf” gazetesinin 8

Nisan 1899 tarihli nüshasının tercümesinde Diyarbekir’deki yetimhanelerle

ilgili şu ifadelere yer verilmiştir:

Zat-ı şevket-i hazret-i şehriyari (Sultan II. Abdülhamid), Diyarbekir

vilayetinde bilhassa İngiltere’nin yardımıyla idare olunmakta olan üç adet

yetimhanenin memurlar tarafından kapatıldığını haber alınca, beklendiği gibi,

derhal acil bir karar alarak sözü edilen müesseselerin hemen açılması için seri

emirler vermiştir.32

 

Hariciye Nezareti ise Diyarbekir vilayetine gönderdiği 8 Nisan 1899

tarihli telgrafta, Alman yetimhanelerinin kapatılmasından kaçınılmasını ve

İngiliz yetimhanelerine yardım edilmesine engel olunmamasını emretmiştir.

Fakat bu emirleri dikkate almayan Diyarbekir Valisi Halid Bey, misyonerlerin

daha önce topladıkları çocukları yine yerlerine iade ettirdiği gibi, 28 Nisan

1899 tarihinde Hariciye Nezareti’ne gönderdiği telgrafla, misyonerlerin tekrar

çocuk toplamalarına ve doğal olarak kapanan eğitim merkezlerinin açılmasıyla

içlerinde istedikleri şekilde eğitim yapmalarına müsaade edilmesinin çok

mahzurları olduğunu ifade etmiştir. Halid Bey’in bu telgrafına cevap

verilmediği gibi, Hariciye Nezareti’nden gönderilen 3 Mayıs 1899 ve 13

Mayıs 1899 tarihli telgrafta, sözü edilen yetimhanelere dokunulmaması

hususunda ısrar edilmiştir. Bu emirlere istinaden, vilayet merkezindeki Alman

Muallim Bahens’in daha sonra evine gizli bir surette aldığı çocukları

dağıtmamakta ısrar ettiği ve misyonerlerin, Palu’da kapatılan eğitim

merkezinin yeniden açılması için çocuk toplama teşebbüsünde bulundukları

Maden mutasarrıflığından bildirilmiştir. 17 Mayıs 1899 tarihli telgrafla

durumu tekrar Hariciye Nezareti’ne bildiren Halid Bey, bu kez de cevap

alamayınca, yine inisiyatifini kullanmış ve Muallim Bahens’in evini gözetim

altında bulundurarak başka çocuk almasına meydan vermemiştir. Ayrıca,

Maden mutasarrıflığına da emir vererek, Palu ve Çüngüş’teki misyonerlerin

teşebbüslerine meydan verilmemesi talebinde bulunmuştur.33

 

Yabancı devletlerin ülke genelinde gittikçe artan misyonerlik

faâliyetleri, Osmanlı hükümetini yeni tedbirler ve ciddi kararlar almaya

zorlamıştır. Nitekim 6 Mayıs 1899 tarihli hususi tezkirede konu ile ilgili şu

ifadelere yer verilmiştir: “Yabancı milletlere mensup bir takım misyonerlerin

Osmanlı ülkesinde tesisine teşebbüs ettikleri yetimhaneler ile sair

müesseselerin zararları bilinmektedir. Bunun önüne geçmek için vilayetlerde

ibtidaî mektepleri ve yetimlere mahsus eğitim merkezleri tesis edilmeli; bu

maksatla, Hariciye ve Maârif Nazırları ile Maârif Nezaretine mensup zatlardan

oluşan bir komisyon teşkil olunmalı; memleket ahalisinin ahlak ve lisanını

muhafaza için ne gibi tedbirlerin alınması maslahata muvafık olacağının

etraflıca tetkik edilerek, kaleme alınacak layiha en geç bir haftaya kadar arz ve

takdim edilmelidir. Ayrıca, bundan böyle Osmanlı ülkesinin hiçbir mevkiinde

yabancılar tarafından mektepler ve yetimhaneler tesisine müsaade

olunmaması, eğer insani amaçlarla Hıristiyan çocuklara para yardımında

bulunmak isterlerse bunun ancak zikredilen müesseseleri idareye memur

olacak resmi heyetçe alınıp sarf olunabileceği irade-i seniyyenin

icabındandır.”

34

Diyarbekir Valisi Halid Bey, bu irade doğrultusunda çalışarak,

Sadaret’e gönderdiği 12 Mayıs 1900 tarihli telgrafta, yabancıların bütün

teşebbüs ve gayretlerine rağmen, vilayet dahilinde yetimhanelerin açılmasına

ve buna misal olabilecek müesseselere meydan verilmediğini ifade etmiştir.

35

Yıldız Saray-ı Hümayunu Başkitabet-i Celilesi’nden bütün vilayet ve

müstakil sancaklara gönderilen 23 Temmuz 1900 tarihli şifrede, vilayetler

dahilinde misyonerler tarafından yapılan telkin neticesi olarak Müslüman

ahaliden din değiştirenlerin olup olmadığının ve misyonerler tarafından açılan

mekteplerde ne kadar Müslüman talebe olduğunun doğru ve hızlı bir şekilde

tespit edilerek Padişaha arz edilmesi istenmiştir.36 Bu iradeye cevap veren

Halid Bey, Diyarbekir vilayetindeki durumu şu cümlelerle özetlemiştir:

Vilayet dahilinde misyonerlerin telkiniyle Müslim ahaliden din değiştirmiş

kimse bulunmadığı gibi, misyonerler tarafından yeniden mektep ve yetimhane

açılmasına da meydan verilmediği, bağlı sancak ve kazalardan alınan

cevaplardan anlaşılmıştır. Ancak, Mardin mutasarrıflığının bu seferki

telgrafında, daha önce arz olunan iki erkek ve bir kız çocuğundan başka üç

erkek çocuğun daha 30-40 sene evvel Mardin’de Latinler tarafından tesis

olunmuş olan mektebe Fransızca dersi almak için devam ettiği haber

alınmıştır. Ancak, onların da geçmişte yapılan uyarılar doğrultusunda

devamlarının engellenmesi hususunda velilerinin sıkı tembih edildiği ve

bundan sonra da sürekli gözetim altında tutulacakları bildirilmiştir.37

Yukarıda ifade edildiği gibi, Halid Bey’in, hem vilayetçe ihtiyaç

duyulan sanatkârları yetiştirmek, hem sanat ve ticaretin gelişimini desteklemek

ve hem de misyonerlerin faaliyetlerini engellemek maksadıyla ortaya attığı ve

Osmanlı hükümetince de kabul gören projelerden biri de, vilayet merkezinde,

her türlü sanatın öğretilmesine ve fabrikalar açabilecek elemanlar yetiştirmeye

müsait ve özellikle kimsesiz çocukların ücretsiz olarak devam edebileceği bir

sanayi mektebinin açılması idi. Bu mektep, vilayet memurlarının ve ileri

gelenlerinin yardımıyla 1185 metre büyüklüğünde ve üç katlı olarak inşa

edilmiştir.

38 1 Eylül 1900 tarihinde açılan39 söz konusu mektebin içinde bir

mescit, bir hamam, 40 yataklık bir hastane ve sekiz koğuş mevcuttur.

40

 

Mektebin açılışıyla birlikte, idare heyeti ile 6 nefer ders ve ciltleme

muallimi fahri olarak; havlu ve sair dokuma ile kundura, terzi ve dülger ustası

olan 5 nefer muallim de ücretle istihdam edilmiştir.

İlk zamanlarda mektebe devam eden talebe sayısı 35 olup, hazırlık ve

sanayi eğitimi verilmekteydi. 400 talebe alabilecek kapasitede ve her türlü

sanayinin terakkîsine müsait derecede ve mükemmeliyette olan sanayi

mektebi, belediyenin yardımıyla yetim ve kimsesiz çocukların iaşelerini

tedarik etmekle beraber, memlekete faydalı bir surette terbiyelerini sağlamıştır.

İleride mektebin geliri yükseldiği takdirde, muallim ve talebe sayısı da

arttırılacaktır.

41

SONUÇ

Osmanlı Devletinde, gerek Tanzimat öncesi ve gerekse Tanzimat

sonrasında, Müslim ve gayrimüslim ayrımı yapılmaksızın yetim çocukların

himayesine ve haklarının korunmasına çok önem verildi. İlk zamanlarda her

millet devletin mali desteğini de alarak, kendi vakıfları ve diğer hayır

müesseseleri vasıtasıyla yetimlerini koruma yoluna gitti. Ancak, 19.yüzyılın

son çeyreğinde ülke genelinde meydana gelen Ermeni olayları sonucunda çok

sayıda Ermeni yetiminin ortaya çıkması, Osmanlı devleti üzerinde emelleri

olan ve misyonerliği taraftar kazanma stratejisi olarak gören yabancı devletleri

harekete geçirdi. Sözü edilen devletler, Ermeni yetimlerinin iaşelerini sağlama

bahanesiyle birçok vilayette yetimhaneler açtı ve burada misyonerlik

propagandası yapmaya başladı.

19.yüzyılın son çeyreğinde bazı önemli yetimhanelerin açıldığı

vilayetlerden biri de Diyarbakır’dı. Vilayet sınırları içinde yer alan Palu

kazasına bağlı Habab köyünde Ermenilerce açılan yetimhane, hem merkezden

ve denetimden uzak bir yerde olması, hem de fiziki şartlarının uygun

olmaması nedeniyle ruhsat alamadı ve boşaltıldı. Amerikalı misyonerler ile

Alman tebaası olan misyonerler tarafından vilayet merkezinde, Çüngüş ve

Palu kazalarında açılan yetimhaneler ise, Osmanlı hükümeti, vilayet idaresi ve

adı geçen devletlerin elçilikleri arasında çok sayıda yazışmanın yapılmasına

neden oldu. Söz konusu yabancı elçiliklerce hükümete hitaben gönderilen bazı

yazılarda; yetimhane olarak adlandırılan yerlerin birer eğitim merkezi

olmaktan ziyade, mesken niteliği taşıyıp kimsesiz çocukların barınma

ihtiyacını karşıladığı ve bu nedenle kapatılmaması gerektiği ifade edildi.

Ancak, ilk zamanlarda İngiltere gibi güçlü devletlerin baskıları sonucu yabancı

ve azınlık yetimhanelerinin açılmasına müsaade eden Babıâli, yerel

yöneticilerin ve özellikle Vali Halid Bey’in uyarıları sonucu meselenin farkına

vardı ve bundan sonra memleketin hiçbir yerinde bu tarz müesseselerin

tesisine izin verilmemesini kararlaştırdı. Ayrıca, Halid Bey’e, Diyarbakır

merkezinde özellikle kimsesiz çocukların ücretsiz devam edebileceği bir

sanayi mektebinin tesisinin hızlandırılması ve vilayet genelinde ibtidai

mektebleri ile eğitim merkezlerinin açılması yönünde emirler verdi.

Diyarbakır Valisi Halid Bey, daha önce açılan söz konusu

yetimhanelerdeki çocukları bütün engellemelere rağmen dağıttı ve misyonerler

tarafından buralara yeniden çocuk toplanmasını engelledi. Böylece bu

yetimhaneler doğal olarak kapanma noktasına geldi. Ayrıca, Diyarbakır

merkezinde Hamidiye Sanayi Mektebi’ni tesis ederek kimsesiz ve yetim

çocukları burada toplattı ve misyonerlik faaliyetlerini büyük ölçüde sekteye

uğratmayı başardı.

 

  • KAYNAKÇA
  • Başbakanlık Osmanlı Arşivi
  • Dâhiliye Nezareti Tesri’-i Muamelat ve Islahat Komisyonu (DH. TMİK. S), No: 38/27
  • Maarif Nezareti Mekatib-i Gayrimüslime Müdürlüğü (MF, MGM), No: 5/107
  • Maarif Nezareti Mekatib-i Gayrimüslime Müdürlüğü (MF, MGM), No: 6/6
  • Meclis-i Vükela (MV), No: 95/78
  • Meclis-i Vükela (MV), No: 97/73
  • Mektubi Mühime ( A. MKT. MHM), No: 702/24
  • Mektubi Mühime ( A. MKT. MHM), No: 702/29
  • Mektubi Mühime ( A. MKT. MHM), No: 702/30
  • Şura-yi Devlet (ŞD), No: 1485/15
  • Yıldız Perakende (Y. PRK. TKM), No: 41/91
  • Yıldız Perakende Baş kitabet (Y. PRK. BŞK), No: 62/64
  • Yıldız Perakende Umumi (Y. PRK. UM), No: 45/100
  • Yıldız Perakende Umumi (Y. PRK. UM), No: 46/29
  • Yıldız Perakende Umumi (Y. PRK. UM), No: 46/64
  • Yıldız Perakende Umumi (Y. PRK. UM), No: 51/38
  • Gazeteler
  • Diyarbekir Gazetesi, No: 1196, 3 Eylül 1900(8 Cemaziyülevvel 1318)
  • Diyarbekir Gazetesi, No: 1195, 2 Eylül 1900(7 Cemaziyülevvel 1318)
  • Salnameler
  • Osmanlı Devlet Salnameleri, H.1315, H.1320